Korku - Stefan Zweig / Klasik Kitap Yorumum

Herkese merhaba!
Nisan ayı bitmek üzereyken; 'Nisan ayı klasiğimiz'in de çok gecikmeden yorumlanması gerektiğini düşündüm. Aslında Nisanın başından beri bir düşünmektir gidiyor ama.. İşte siz beni anladınız :)
Öncelikle son blog yazımdan beri neleri okudum da yorumlayamadım, izninizle ufak da olsa bahsetmek istiyorum :)

korku-Stefan Zweig / kitaptadinda.blogspot.com


Bu ayın en güzel olayı kesinlikle Michael Grant'ın yeni çıkan kitabıydı diyebilirim. Yoklar serisi ve ardından BZRK ile adeta büyülenen ben, uzun bir süredir Grant kitaplarının çevirisi yapılmadığı için malesef ümidimi kesmiştim. Ancak geçtiğimiz ay raflarda bir de ne göreyim :) Oldukça kalın bir kitap 'Michael Grant' alt başlığıyla karşımda duruyor :) İlk fırsatta aldım ve okumaya başladım tabi. Açıkçası ortalama bir kitap olsa da Grant'ın dünyasına yeniden girebilmek çok güzeldi. Ayrıca 'savaş' olgusu hakkında beni bir hayli etkiledi ve daha önce düşünmediğim noktalar hakkında düşündürttü. Keşke vaktim olsaydı da üstünden çok zaman geçmeden bir değerlendirme yazabilseydim dediğim kitaplardan yani.
Ayrıca, 'Korku'nun bitmesinin ardından başladığım 'Neil Gaiman - Mezarlık Kitabı'yla beraber hali hazırda 4 kitabı aynı anda okuyor bulunmaktayım -ki bu da artık duymaya aşina olduğunuz bir şey sanırım :)

Gelelim Korku'ya..
Yine bir Stefan Zweig, yine bir hikaye ve bir klasik. Zweig'i benden çok duyuyorsunuz ama aslında şu ana kadar yalnızca 4 kitabını okumuş bulunmaktayım :) Sanırım hayranlığım -veya Zweig'in ünü- fazlasıyla göz dolduruyor :)

Öncelikle belirtmekte fayda var ki klasik bir Zweig hikayesi olmasının hakkını veriyor. Yani başladığınızda pişman olmayacağınız, Zweig'i tanıyabileceğiniz o hikayelerinden biri daha diyebiliriz. Sonu yine şaşırtmacalı, dili sade, olaylar arasında verilen alt fikirler güzel... Tam tadında bir Zweig daha kısacası :) 

Kurgumuzun piyano çalan bir bireyi içermesi, kapağında piyano figürü soyutlaması olmasının falan kitabı seçmemle kesinlikle uzaktan yakından bir alakası yoktur, elbette :D
Tamam, belki bir tık olmuş olabilir, bu konuda hayal kırıklığına da uğramış olabilirim. Ama en azından hikaye bu konudaki üzüntümü tolere edebildi :) Yani isterdim ki Zweig şöyle bir piyanisti baş karakter yapsın, ballandıra ballandıra piyano hakkında yorumlar yapsın falan :) Ama olsun artık, elden ne gelir; yan bir karakter olan piyanistimizle birlikle olan ana karakterimiz Irene hakkında aslında kitap (Bu  arada "Bu zaten arka kapak açıklamasında yazıyordu, boşuna heveslenmişsin" diye düşünen arkadaşlarım: Sevdiğim ve çok güvendiğim yazarların kitaplarını konusunu ayrıntılı incelemeden alıyorum genelde, o yüzden kaynaklanıyor yani :D). Aslında karakter olarak çok sınırlı bir çevrede, tüm duygu ve izlenimlerin Irene'nin üzerinden aktarıldığı bir bakış açısıyla okuyoruz kitabı. Arka kapak açıklamasının üstüne konuyu açıklamama pek gerek olduğunu düşünmüyorum, hatta hiç bilmeden okursanız daha da keyifli olacağını öne sürebilirim. Aslında genel anlamda Zweig kitaplarındaki genel özellikleri bu kitap için de tekrar etmek mümkün.

Bana göre kitabın en önemli olgusu aslında kitabın da kendisi olan 'Korku'. Durun bir dakika, tabi ki öyledir, dediğinizi duyabiliyorum :) O anlamda demek istemedim; yani son sayfayı da bitirip kitabı kapattığımda 'işte korku' kelimelerinin istemsizce dudaklarımdan dökülmesini kastediyorum. Sırf konusu 'Korku' olduğu için kitabın adının böyle olması değil olay; kitabı bitirdiğinizde -ki gerçekten karakteri içselleştirerek okuduysanız- sonunda size hissettirdiği şey bu olduğu için kitaptan 'Korku' diye bahsedesiniz geliyor aslında. Hani tümdengelim değil de tümevarım olmuş gibi; bilmem çok mu karışık anlattım :) Gerçekten bir duygu böyle anlatılırmış, bir his böyle işlermiş insanın içine diyip yazarı bir kere daha tebrik edesim gelmişti. İnsanların belki de en insanca hallerini bu kadar anlaşılır ve -en önemlisi- hissedilebilir yazmasıydı yazarı farklı kılan. 

Günümüzde irili ufaklı birçok korkumuzla yüzleşmek durumunda kalıyorken; korku neymiş, sınırları çözümleri nelermiş ya da insanı ne hallere sürüklermiş, bir de gerçekçi bir öyküden deneyimlemenizi kesinlikle tavsiye ederim. Hem olguları hem de o Zweig'in kendine has üslubuyla, kaçırılmaması gereken değerli kitaplardan biri daha :)

Sizler bu kitabı okudunuz mu? Düşünceleriniz yorumlarınız nelerdir? Merakla bekliyorum :):)

Bunları da beğenebilirsiniz

0 yorum