Kısa Kısa #2 Damızlık Kızın Öyküsü - Margaret Atwood


Damızlık kızın öyküsü - kitaptadinda.blogspot.com

Eskilerden; bloguma yazmadığım hemen hemen her gün için ayrı pişmanlık duyduğum bir kitabı ve bu kitaba dair görüşlerimi paylaşmak istiyorum sizlerle. Damızlık Kızın Öyküsü. Aslında birçoğunuz kitabı mutlaka duymuş hatta okumuşsunuzdur belki. Benim kitapla tanışmam daha bir yıl öncesine dayanıyor aslında, gözüme kestirdiğim gibi alıp bir çırpıda bitiriverdiğim türden bir kitap, benim için. Evet, sonrasında dizisinin çekilmesi ve popüler olmasıyla beraber -ki hala tam olarak izleyememiş olsam da iyi ki çekilmiş diye düşünüyorum- kitabın tanınırlığı da arttı; hatta bir gün baktım Barış Özcan bile bu kitabı anlatıyor :) Açıkça itiraf edeyim o günden beri "Niye ben okur okumaz yazmadım şu kitabın yorumunu" diye hayıflanmaktayım :) Şimdiyse zihnimdeki kitaba dair birçok ayrıntıyı kaybetmiş olmakla beraber 'kısa kısa' da olsa sizlerle bu değerli kitabı paylaşmaya çalışacağım.

 Öncelikle hiçbir tereddüte yer vermeden belirteyim; kesinlikle bu kitabı okuyun! Okutun, tavsiye edin, hediye alın, her ne olursa. Evet, muhteşem bir tempoya sahip değil, bu 'sonu mutlu biten masallar' dan hiç değil. Ama eğer bazı şeylerin suratımıza çarpması, bizi bir silkelemesi gerekiyorsa işte bu kitap onlardan biri diyebilirim. Margaret Atwood, -kitabın arka açıklamasından da öğrenebileceğimiz üzere- yazar, eleştirmen, feminist, çevre aktivisti, şair. Kaç yıl öncesinden gözlemleri ve birikimleriyle bugüne değin doğruları yazabilmiş biri. Yazdığı kara ütopya ile aslında tıpkı George Orwell gibi gerçeklere parmak basabilen değerli yazarlardan. Henüz diğer eserlerini okuma fırsatım olmamış olsa da 'Damızlık Kızın Öyküsü' ile kesinlikle kalbimi fethettiğini söyleyebilirim.

Gelelim kurgunun kendisine.
"Kadın, "bunaltıcı düşlerden uyandığı" bir sabah, hiçliğe dönüşmüş olarak buldu kendini."

Aslında benim başka hiçbir söz söylememe gerek kalmadan, kitabın arkasındaki bu cümle -ve devamı- oldukça güzel açıklıyor her şeyi. Fark ettiyseniz, bu cümlede Kafka' nın Dönüşüm' üne de gönderme yapılması oldukça isabetli olmuş aslında. İki kitabı da okuyanlar için minik minik aradaki bir sürü farklı teması düşündürücü nitelikte bir başlangıç yapılmasını sağlıyor Damızlık Kızın Öyküsü' ne.
Temelde ve ilk bakışta, sadece feminist bir duruş gösteren bir kitaba benzemesine rağmen okudukça anlıyorsunuz ki durum yalnızca -ve asla- bundan ibaret değil. Kanaatimce bir gerçeklik görmüş yazar; bu gerçekliği ve çarpıcılığı da en hakim olduğu bir konu -belki de bir o kadar evrensel bir konu- üzerinden işleyip aktarmaya çalışmış bizlere. Neredeyse en sonuna kadar, ana karakterin ağzından, onun anlatımıyla ilerleyen kitap sanki bir deneme okuyormuşuz gibi geliyor bizlere. Dürüstlükle ifade edilen görüş ve duygular arasında 'tam da bir düşünce yazısı' okuduğumuzu sanarken, o ütopyaya dair bir çok şeyi de öğrenmeye başlıyor ve yavaş yavaş kurgunun içine çekiliyoruz aslında. En sonundaki bölüm ise kitabı tam olarak sonuçlandırmasa da -ki bence bu hali de kitabın en muhteşem özelliklerinden biri- bizlerde kurguya dair bir anlayış ve kabul oluşmasını sağlıyor.

Dediğim gibi; insanı tutup sarsan, o çarpıcı özelliği aslında bu anlatım tarzında, karakterin kendi bakış açısı ve kişiliğinde yatıyor. Bu nedenle kitaba dair daha fazla şey yazmaktansa, sizlerle birkaç alıntı paylaşarak kitabı aktarmak istiyorum:

"Başka şeyler gibi, düşünce de karneye bağlanmalı şimdi. Düşünmeye katlanılamayacak birçok şey var. Düşünmek şansını zorlayabilir insanın, oysa benim amacım dayanmak. Mavi irislerin suluboya resminin neden camsız olduğunu ve pencerenin neden sadece yarı açıldığını, camın neden kırılmaz olduğunu biliyorum. Onların korktuğu kaçmamız değil. Fazla uzağa gidemeyiz zaten. Onları korkutan şu diğer kaçışlar, kendi içinde kesici bir şeyle açabileceğin."

 "Başı öne eğik, sayfayı gözden geçirerek duraksıyor Komutan. Acele etmiyor, farkımızda değilmiş gibi. Bir lokanta penceresinin arkasında, dirseğinden bir metre bile uzakta olmayan aç karanlıktan onu seyreden gözleri görmüyormuş gibi davranarak bifteğiyle oynayan bir adama benziyor. Ona doğru eğiliyoruz biraz, onun mıknatısına yakalanan demir talaşlarıyız. Bizim sahip olmadığımız bir şeye, söze sahip o. Nasıl da çarçur ederdik onu, bir zamanlar."

"Sıradan olan, derdi Lydia Teyze, alıştığınız şeydir. Bu size şimdi sıradan görünmeyebilir, ama bir süre sonra öyle görünecektir, sıradan olacaktır."

"İnsanoğlu her şeye alışır, derdi annem. Telafi niyetine birkaç şey bulunduğu sürece, insanların nelere alışabildikleri gerçekten şaşırtıcı."


Damızlık Kızın Öyküsü, önüm arkam sağım solum alıntı diyebileceğim bir kitap benim için. Alıntılamakla bitmeyecek çok fazla cümle, yazmakla bitmeyecek çok fazla yorum... Kısacası üstüne konuşulabilecek ve tartışılabilecek pek çok konu sunuyor bize bu kitap.

Dilerim ki sizler çoktan tanışmışsınızdır Damızlık Kızın Öyküsü' yle, ya da bu yazı vesilesiyle kısa zamanda tanışırsınız :) Gönülden tavsiye ettiğim ve edeceğim bir kitap -ve tabi ki bir yazar. Özellikle Margaret Atwood' un diğer kitaplarını okuyanlarınız var mıdır, düşünceleriniz nedir çok merak ediyorum. Yorumlarınızı da dört gözle bekliyorum :)

Bir sonraki kitaba kadar kendinize iyi bakın :)




Bunları da beğenebilirsiniz

0 yorum